Gezi Notları, İtalya

Floransa Gezi Notları: İtalya’yı Böyle Bilmezdik

Biz İtalya’yı böyle bilmezdik. Bu kadar sevimli olduğunu bilsek, daha önce gelmez miydik?

Floransa, Solak Bavul’un ilk yazısı. Daha önce Onur’la birçok yere gittik. Ama bu güzelim şehir, evlilik teklifi nedeniyle ikimiz için de ayrı bir yere sahip. Korkmayın, sizi vıcık vıcık aşk dolu satırlar beklemiyor. Zaten Floransa’da papyonlu kemancıyla kafamızdan aşağı gül yaprakları dökecek garsonu nereden bulalım? Kendi hâlimizde gezdik, dolaştık, arada da yüzüğümüzü takıp pizzacı aramaya devam ettik. Çünkü yemek sevdası bunu gerektirir.

Duomo Katedrali Floransa
Duomo Katedrali

Floransa Hakkında Kısa Kısa

  • Floransa, aslen Toskana bölgesinin başkenti. Ama siz onu “Rönesansın Başkenti” olarak da düşünebilirsiniz. Nitekim Leonardo da Vinci, Michelangelo, Dante gibilerinin büyüdüğü, yürüdüğü sokaklarda geziyorsunuz.
  • “Veni, vidi, vici” Sezar’ın M.Ö. 59 yılında Roma ordusundan emekliye ayrılan askerlere verdiği verimli topraklarda, Arno Nehri etrafına kurulmuş.
  • O dönemlerde şehrin ismi Florentina. Firenze diyerek birkaç saniyeliğine İtalyan havasına da bürünebilirsiniz.
  • Çok şehirli İtalya turu düşünenler için Floransa Milano ve Roma’nın tam ortasında, ikisine de 3 saat mesafede.
  • Floransa’da hangi taşı kaldırsanız, altından Medici Ailesi çıkıyor. 15.yy’da resmen şehrin tapusunu almışlar, ama çalışmışlar da. Şehri açıkhava müzesine çeviren sarayların, gösterişli binaların ardında hep Medici’ler var. En önemlisi de aile sanatın, sanatçının büyük destekçisi. Michalengelo, Leonardo da Vinci, Donatello, Boticelli, Medici’lerin maddi destekleriyle sanatını icra etmiş. “Rönesansın doğduğu yer” sıfatı da buraya dayanıyor.
  • İbadethanelerin mimari özelliklerinden de anlaşılacağı üzere Floransa halkının büyük bölümü Katolik.
  • Floransa’nın iklimi, Türkiye’nin batı kıyısına paralel ilerliyor. Yazın gidip İtalyandan çok turist görmek gibi bir niyetiniz yoksa, Eylül-Kasım ayları bol bol yürümek için de keyifli zamanlar.
  • Okuyanlar bilir, Dan Brown’un Cehennem kitabı Floransa’da geçiyor. Bu yüzden şehirde simge bilimciler eşliğinde düzenlenen mistik Dan Brown turları popüler.
  • Yazar Carlo Collodi, yani Pinokyo da Floransalılardan. Hediyelik eşya dükkânlarında Pinokyo’ya sıkça rastlayacaksınız.
  • İtalya ve moda, deyince aklımıza hemen Milano geliyor; ama Gucci markası pek bilinmese de Floransa’da doğan bir gurur kaynağı (Tabii ki bu bir hediyelik önerisi değil).
  • “Stendhal Sendromu” Floransa’dan yayılmış bir kavram. “Floransa sendromu” ya da “sanat zehirlenmesi” olarak da anılıyor. Fransız yazar Stendhal’in Floransa’daki sanat eserleri karşısında nefes kesen deneyimleri sonucunda ortaya çıkmış. Gitmeden önce araştırdığımda ben de biraz abartılı buldum, kabul; ama öyle yerler var ki, karşısında kalp atışı hızlanan, başı dönen, baygınlık geçiren, halüsinasyon gören turist fikri çok da uzak gelmiyor, gerçekten büyülendiğinizi hissediyorsunuz. Zaten klinik araştırmalarla varlığı kanıtlanmış bir ruh hâli. Sanatın da çoğu zarar…

Floransa’ya Nasıl Gidilir

İzmir’de yaşıyoruz. Bu da ne yazık ki birçok seyahatte önce İstanbul havalimanlarını ziyaret etmemiz anlamına geliyor. Floransa’ya da direkt uçuş bulunmadığı için – her defasında “Bu son!” deyip yine bilet almak zorunda kaldığımız – Pegasus havayolları ile Sabiha Gökçen Havalimanı aktarmalı Bologna uçuşunu tercih ettik.

Bologna’ya vardıktan sonra trenle ya da otobüsle Floransa’ya devam edebilirsiniz. (Yaban ellerde araba kullanmaktan çekindiğimiz için araç kiralamak, paramızı pizza ve dondurmaya ayırdığımız için de taksi çağırmak seçeneklerimiz arasında değil.)

Bologna ve Floransa arası 100 km. Bizim gibi hızlı trenle gitmek isterseniz, öncelikle Bologna Guglielmo Marconi Havalimanından (BLQ) şehir merkezindeki tren garına gitmeniz gerekiyor. Bunun için havalimanı çıkışındaki otobüsleri kullanarak kişi başı 6€’ya Bologna Centrale garına varmanız mümkün. Biletinizi direkt sürücüden alabilirsiniz. Hepi topu 8 km’lik bir yolu otobüs öyle hoş gezdiriyor ki yarım saatte ufak bir Bologna turu da atmış oluyorsunuz (Hayır, kısacık mesafeye 12€ verdiğimiz için kendimizi avutmaya çalışmıyoruz).

Tren için varış noktanız Firenze Santa Maria Novella (SMN). Uçağın rötar yapma ihtimalini göz önünde bulundurarak, bileti oraya varınca almanızı tavsiye ederim. Garda sizden bahşiş koparmak için tüm sevimliliğiyle bilet işlemlerinize yardımcı olmaya çalışacak görevliler göreceksiniz, sakın kanmayın. Trenitalia’nın kendi otomatlarını biraz kurcalayıp biletinizi kolayca alabilirsiniz (15 dakika çaresizce yandakilere bakmamış gibi yaz Elif). Mümkünse aktarma olmayan, direkt seferleri tercih edin.

Bologna’dan Floransa’ya hızlı tren kişi başı 29€. Yolculuk 40 dakika sürüyor. Tren demek manzara demek olsa da, burada o dağ bayır kokulu romantizmden söz edemeyeceğim. Nitekim hızlı tren sürekli tünellerin içinde yol alıyor. 3-5 saniyelik ara geçişlerde gün yüzü görüp de ne olduğunu anlamaya çalışana kadar Floransa’ya varmış oluyorsunuz. Tren garından çıktıktan sonra 15 dakikalık bir yürüyüş sizi bekliyor. Ardından Floransa merkezine hoş geldiniz!

Floransa’da Nerede Kalınır?

Floransa küçük bir şehir olduğu için hangi bölgeyi tercih ederseniz edin, muhtemelen gezilecek yerlere yürüme mesafesinde olacaksınız. Toplu taşımaya neredeyse hiç ihtiyaç duymadan, her manzarada endorfin salgılayıp gülümseyerek şehri tavaf edebilirsiniz.

Booking’de uzun aramalar sonucu Floransa konaklama alternatiflerimizi The Frame Hotel, Arte’ Boutique Hotel, Palazzo Ridolfi, Otel Palazzo Roselli Cecconi, FH55 Hotel Calzaiuoli, Otel Room Mate Isabella, Otel Palazzo D’Oltrarno, Otel Ottantotto Firenze olarak sınırlamıştık.

Sonunda Arte’ Boutique Hotel’de karar kıldık. Şehrin kutup yıldızı misali her yerden kendini gösteren Duomo Katedrali’ne 3 dakika uzaklıkta, harika bir otel. Binaya size verdikleri şifreyle giriyorsunuz. Çok eski bir apartmanın birkaç katını mesken edinmişler. Nuh Nebi’den kalma asansör ve rutubet kokusu sizi korkutmasın, içeriye adım attığınız an çiçek gibi holle karşılaşıyorsunuz. Resepsiyon görevlisi ayrı tatlı, tertemiz odaları ayrı özenli, Katedrale ve avluya açılan tahta pencereleri ayrı sevimli, kahvaltısı ayrı bir şölen. Yemeği biten misafire kese kâğıdı verip “Sevdiyseniz yanınıza alın, gezerken yersiniz,” diye anne şefkati gösteren otele vurulmayalım da ne yapalım? Kimse bu saatten sonra objektif konuşmamızı beklemesin. Arte’ Boutique Hotel, Floransa’nın en iyi oteli!

Floransa’da Gezilecek Yerler

Floransa’da gezilecek yer çok. Hatta Firenzecard’la ilgilenir ve de sitesine bakarsanız 55 tane müzeyle ufak bir panik yaşayabilirsiniz.

Biz uzun listeler yapıp koştur koştur gezerek görev tamamlamayı seven bir çift değiliz. Ağır ağır, tadını çıkararak gezmeyi seviyoruz. Bu yüzden de gezilebilecek yerleri önden araştırıp en ilgimizi çekenleri listemize alıyoruz (Yani ben rehber olarak listeliyorum. Onur da navigasyon görevlisi olarak buluyor. Bence iyi bir ekip işi). Gerisi oradaki ruh hâlimize göre doğaçlama gelişiyor.

3 günlük ilk Floransa seyahatimizde aşağıdaki yerleri görmekten büyük keyif aldık.

Duomo Katedrali: Asıl adı Santa Maria del Fiore olan katedral, Floransa’nın simgesi. Yapımına 1296’da başlanmış ve neredeyse 600 yıl sonra tamamlanmış. Zaten beyaz, yeşil, pembe mermerle kaplı dış yüzeyindeki işçiliği gördükten sonra, 600 yıl bana pek de uzun gelmedi. Katedralin ana mimarı Arnolfo di Cambio. Ama Brunelleschi seneler sonra üstüne öyle devasa bir kubbe kondurmuş ki herkes ondan bahseder olmuş. Hemen arkasındaki çan kulesi ise Rönesansı başlatan sanatçı Giotto’ya ait. 3 sanatçının 600 yıllık imzası, şuncacık ömrümde gördüğüm en çarpıcı ibadethanelerden biri. Yanında sekizgen bir vaftizhane var. “Cennetin Kapıları” denen kabartmalı kapıları muhteşem (Tabii dışarıdakiler replika). Katedrale giriş ücretsizken kuleye ve kubbeye tırmanıp şehri seyretmek, vaftizhaneyi gezmek için ekstra ücret var (Fiyatları görmek için tık).  Eğer katedrale girişte upuzun bir kuyrukta bekliyorsanız şimdiden söyleyeyim, içerisi nispeten sade bir atmosfer, asıl olay dışarıda. Bu yüzden etrafını turlayıp gecesinde gündüzünde, her açıdan uzun uzun seyre dalmak daha güzel.

Santa Croce Bazilikası: Duomo katedralinin kardeşi gibi görünen başka bir güzellik. Elbette mimarı Duomo’dan öğrendiğimiz Arnolfo di Cambio. Ortada uzun bir koridor ile iki yanda uzanan daha alçak koridorlardan oluşan bazilikanın içi sanat eserleriyle dolu. Donatello’nun İsa’nın çarmıha gerilişi freski de en önemlilerinden. Ayrıca avlusunda Michelangelo, Galileo, Ghiberti’nin mezar taşları bulunuyor. Kasım ayının son günleri ziyaret ettiğimizde, önünde çok tatlı bir Noel pazarı da kurulmuştu (Yarın tekrar gelip sosisli de yeriz dedim; ama ertesi gün pazar yoktu. Üzgünüm Onur. Siz, siz olun, sosisliyi bulduğunuz yerde yiyin).

Piazza della Signora: Dışı kale, içi saray Palazzo Vecchio’nun bulunduğu Signora Meydanı, Duomo’nun ardından gelen ikinci önemli meydan. Sarayın ücretli gezileri en az iki saat sürdüğü için biz meydandaki izleyiciler arasında kalmayı tercih ettik. Yine de ücretsiz giriş kısmını şöyle bir turlayabilirsiniz. Meydandaki heykeller harika. Michelangelo’nun Davut heykeli yıllarca burada sergilenmiş. Ancak Medici karşıtı halk heykeli taşlamaya başlayınca, zarar görmemesi için Galleria dell’Accademia’ya taşınıp buraya da bir replikası kondurulmuş. Mitolojinin suçsuz yere acı çekip kötü bilinen yılan saçlı kadını Medusa ile onun kafasını kesen Perseus heykeli de meydandaki en dikkat çeken eserlerden.

Vecchio Köprüsü
Vecchio Köprüsü

Ponte Vecchio: Dünyadaki 4 köprülü çarşıdan biri (Diğerlerini saymazsak ayıp olur; Venedik’in “Ponte Rialto”su, Bulgaristan Lofça’nın “Osma”sı ve tabii ki ırmağının akışına ölürüm Türkiye’min Bursa’daki “Irgandı Köprüsü”). Uffizi müzesinden çıkınca, Arno Nehri kenarında yürüyünce ya da rotanızı Michelengelo tepesine çevirince ziyaret edebilirsiniz. 1300’lerden günümüze gelen köprünün üzerindeki kuyumcu ve hediyelik eşyacıların çoğu göçmen, esnaf Kapalıçarşı fragmanı gibi. Alışveriş için pek de akılıca bir yer değil. Selfie’nizi, fotoğrafınızı çekip devam edebilirsiniz.

Piazzale Michelangelo

Piazzale Michelangelo: Floransa genel olarak dümdüz bir şehir. Panoramik Floransa manzarası izlemek ve kartpostal fotoğrafları çekmek için Michelangelo tepesine çıkabilirsiniz. Vecchio köprüsünden geçip Arno nehri kıyısından yarım saatlik bir yürüyüşle tepeye ulaşılıyor. Toplu taşıma kullanmayı isteyeceğiniz tek yer burası olabilir; ancak yerlilerin yoğunlukta olduğu nispeten daha sakin bu yakayı yavaş yavaş dolaşmak, ahşap panjurlu evlere bakıp hayallere dalmak çok daha keyifli.

Gallerie degli Uffizi: Medici ailesinin sanat koleksiyonunun sergilendiği U şeklinde devasa bir müze. “Uffizi” aslen “ofis” anlamına geliyor. Bina müzeye evrilmeden önce, şehrin yönetildiği ofislerin bulunduğu bir saraymış. İçeride kimler yok ki? Boticelli, Leonardo da Vinci, Rembrant, Goya, Caravaggio, Bellini, Raffaello, Michelangelo, Dürer ve dahası…

2 katlı, 100’den fazla odalı müzedeki eserler 13.yy ve 20.yy arasını kapsasa da ağırlık 14.yy-16.yy arası. Din etkisindeki tasvirlerden pek de hoşlanmıyorsanız, odaların büyük bir bölümünü hızlı geçeceğinizi önden söyleyeyim. Ancak koridorlardaki heykeller ve tek başına süslemeler bile büyüleyici. İkinci kat koridorlarında dolaşırken kafanızı kaldırırsanız, sıra sıra Osmanlı padişahlarının portrelerini de göreceksiniz (Tabii bizim gibi “Aa Fatih, bak Kanuni!” diye ördek gibi yukarıya bakarken Botticelli’nin odasını kaçırıp sonra tüm o yolu geri dönmemeye dikkat edin!)

Resmin önünden bir an olsun çekilmeyen çakma Johhny Depp kılıklı rehber arkadaş, seni de unutmadık!

Uffizi’nin en ünlü tablosu, Botticelli’nin “Venüs’ün Doğuşu” adlı eseri. Louvre’un Mona Lisa’sı gibi önünde hep bir kuyruk var. 500 sene önce yapılmış bir tablonun karşısında çivilenmek, 12€’dan fazlasına değer! (Stendhal sendromuna örnek olsun diye lâfın gelişi söylüyorum, bizim gönlümüz zengin).

Söylediğim gibi bir listeye ve programa bağlı gezmediğimiz için Uffizi biletlerimizi önden almadık. Kasım sonu ziyaretimizde şanslıydık ki 30 dakika sıra bekledik (Müzenin kapanmasına 1-2 saat kaldığı için pes edip sırayı terk edenlere teşekkürler). Ama yazın bu sürenin 4-5 saate kadar çıktığı yazıyor. Hem bilet hem de ziyaret saatleri için Uffizi’nin sayfasını ya da Firenzecard’ı incelemenizde fayda var.

Galleria dell’Accademia: Evet, burası Michelangelo’nun Davut heykeli için oluşturulmuş bir müze. Diğer kısımları gezerken hafiften sıkılıp da bir an önce Davut’un yanına gitmek isterseniz, vicdan azabı çekmeyin. Yalnız değilsiniz, hepimiz aynısını yaptık. Michelangelo Davut heykeline 1501’de başlamış. Yani henüz 26 yaşında genç bir delikanlıyken (Siz 26 yaşındayken ne yapıyordunuz? Düşünüp utanmak için kısa bir ara verebiliriz). Gerçi kendisi sanatını mükemmel hâle getirmek ve insan anatomisini çözmek için geceleri gizli gizli kadavralarla çalışan, hayatı ayrıca okunması gereken bir deha. Davut heykeli de yaklaşık 5 buçuk metrelik şaheseri. Michelangelo’nun bunu 40 yıldır kullanılmayan, depoda atıl bekleyen, başkalarının iş çıkmaz dediği kötü bir mermer bloktan hiç kalıp kullanmadan yaptığını bilmek, hayranlığınızı daha da artıracaktır. Heykel, Davut’un sapanıyla Golyat’ın alnını nişan alıp zalim devi yere indirmeden önceki anı betimliyor. Kimilerine göre sağ el, gücü temsil etmesi bakımından büyük tutulmuş. Kimileri de heykel ilk plana göre Duomo Katedrali’nin tepesine yerleştirileceği için Michelangelo’nun el görünsün diye özellikle büyük yaptığından söz ediyor. Bizim dakikalarca incelemeye doyamadığımız Davut heykelinin ardından Papa da Michelangelo’yu hemen Sistine Şapeli’nin tavan resimlerini yapmaya davet etmiş. Gerisini biliyorsunuz…

(Floransa’da garipsediğimiz bir ayrıntı; bu kadar hayranlıkla izlenip saygı duyulan bir heykelde Davut’un cinsel uzvunun neredeyse her hediyelik eşyaya uyarlanmış olması. Magnetlerde, bardaklarda, önlüklerde, çantalarda, tabaklarda, kısacası baktığınız her yerde junior Davut! Esnaf kardeşim, çoluk var çocuk var, hem bu adam kutsal değil miydi?)

Floransa’da Ne Yenir?

İtiraf ediyorum, bir yere gideceğim zaman müzelerden önce yemeklerini, restoranlarını araştırıyorum. Yemek benim hem işim hem de kırmızı çizgim (Skinny jeans okuyucularla burada vedalaşabiliriz).

Bu yüzden “Floransa’da ne yenir?” sorusunu soranlara aylar sonra bile düşündükçe ağzımı sulandıran ayrı bir Floransa Yeme İçme Rehberi ile yardımcı olmak, tatil dönüşü kilolarına ufak bir katkı sunmak isterim.

Bir gün tekrar görüşmek üzere, teşekkürler Floransa!